Nur Güleç: Akordeonu yaşamımın eşlikçisi olarak belirledim

Captain123

New member
Güneş Uyanıker

Nur Güleç’in sözü ve bestesi kendisine ait olan teklisi ‘Kafa’, dinleyicilerle buluştu. İlk profesyonel enstrümantal bestesi olan ‘Teselli’, Youtube’da 250 bine yakın izlenme oranına ulaşan sanatçı, Umut Gülday ile birlikte hazırladığı akustik caz cover projesi Dolmuş Akustik ile İstanbul’un çeşitli mekânlarında sahne almaya devam ediyor.



Mandolin kursuyla müzik yaşamına başlayan Nur Güleç, lise ve üniversite senelerında çeşitli rock gruplarında ritim gitar çalıp vokallik yaptı. Bunlara ek olarak akordeon öğrenmeye başladı. 2012-2014 senelerı içinde Modern Müzik Akademisi’nin iki yıllık vokal programını bitiren ve eğitmenlik yaşamına başlayan Güleç, aynı senelerda bir daha MMA bünyesinde, Güç Başar Gülle eğitmenliğinde caz armoni yapısı ile kulak eğitimi tekniklerini çalışarak Berklee College of Music okulunun temel müfredatını tamamladı.

Eğitmen, akordeonist ve söz yazarı Nur Güleç ile hikâyesini ve müzik sektörünü konuştuk.

Dijital çağda bağımsız yapımcılığın ilerlediğini konuştuğumuz bir dönemde İstanbul’da olmak bir avantaj mı sizce?

Bundan 11 yıl önce İstanbul’a geliş amacı müzik yapmak olan biri olarak bu biçimdedan bu zamana fikrim fazlaca değişti. İstanbul oldukça enerjik ve kafa karıştırıcı bir şehir. Müzik yapmak ise belli bir disiplin ve farkındalık gerektiriyor. İstanbul’a geldiğimden beri bu şehrin bana sunduğu fırsatlar ve beni dönüştürdüğü karakterden oldukca memnunum. Ama müzisyenlik açısından halihazırda bir avantajı olduğunu düşünmüyorum.

Hem enstrümantal besteler aynı zamanda söz yazarlığı yapıyorsunuz. Bu durum senelerdır kafanızda olan bir üretim süreci miydi yoksa bir noktadan daha sonra kendiliğinden gelişen bir yapım süreci mi oldu?

Hayır, planlayarak yaptığım bir şey değildi. kimi zaman söz yazmaya, kimi zaman de beste yapmaya yoğunlaşıyorum. kimi zaman yaptığım besteler söz istemiyor, bunu hissedebiliyorum. O bestenin aslına bakarsan örtülü sözleri oluyor melodisinden ötürü. Her dinleyenin kendi hayal gücüyle sınırsız bir hissiyatı oluyor; ‘Teselli’ eserine gelen tepkilerden bunu gözlemledim. O yüzden bazı besteleri sözsüz yapmayı seviyorum. Bazıları ise sözleri olmadığında oldukca eksik oluyor, sözleriyle birlikte bir bütün olarak müzik oluyor. Özet olarak, sözlü ya da enstrümantal bir bestenin kendisini nasıl tamamlanmış hissediyorsam o biçimde olmasını sağlıyorum.

‘ORTAYA ÇIKAN ŞARKIDAN GURUR DUYMAM, HIZLI ÜRETİM YAPMAYA GÖRE DAHA ÖNEMLİ’

İlk tekliniz yakın zamanda çıktı. Müzik serüveninizin bu aşamasında yaşadığınız zorluklar ve avantajlar hakkında ne söylersiniz?


İlk teklim ‘Kafa’, kendim dinlemekten çok keyif aldığım, play tuşuna basmaktan memnun olduğum bir şarkı oldu. Şarkılarımda tek gözettiğim özellik bu. Kendim dinlemekte en ufak bir şüphe hissediyorsam o şarkıyı yayınlamıyorum. ‘’Hadi bu şarkı da bu biçimde oluversin’’ diyemiyorum. Bu da hızlı bir üretim aşamasına ket vuruyor, dezavantaj olarak bunu söyleyebilirim. Ama günün sonunda ortaya çıkan şarkıdan gurur duymam, hızlı üretim yapmaya nazaran daha oldukça önemsediğim bir durum.

‘SIRF BİR MEKÂNDA ÇALIYOR OLMAK İÇİN EDERİNDEN AZ ÜCRETLERİ KABUL ETMEYİN’

Zaman zaman sahne de alıyorsunuz. Sahnede olmanın tadı başkadır diye düşünüyorum. Genç sanatçılara yeterince alan tanınıyor mu? Sahne yolculuğuna yeni başlayacaklar için tavsiyeleriniz var mı?


Her yerde sahne alabilirsiniz ama yaptığınız müziğin değerini anlayacak vizyonu olan bir işletmecinin mekânında sahne almak, müziğinize ve verdiğiniz emeğe saygıya ve bütçeye yansıyor. Ülkedeki mekân sahiplerinin ve işletmecilerin çoğu mekânında canlı müzik istemesine rağmen, bunu aynı oranda değersizleştirmeye çalışıyor. Öyle yerlerde çalmıyoruz biz de.

Yeni başlayacaklara naçizane tavsiyem, müziğinize maddi ve manevi harcadığınız sermayeyi unutmayın ve sırf bir mekânda çalıyor olmak için ederinden az ücretleri kabul etmeyin. Bu sizin o mekânda iki ay sahne almanızı sağlayabilir ama bu durum canlı müzik sektörüne ve yaşamını yalnızca sahniçin kazanan müzisyenlere fazlaca büyük darbe vuruyor.

‘BERGAMA’DA DOĞUP BÜYÜMEK, İLKEL MÜZİKLE ELEKTRONİK MÜZİĞİ BİRLEŞTİRME GÜDÜSÜ OLUŞTURDU’

Doğup büyüdüğünüz şehrin müziğinize etkisini nasıl yorumluyorsunuz?


Doğup büyüdüğüm şehir olan Bergama’nın müziğime olan etkisine tek kelimeyle ‘’sentez’’ diyebilirim. Daha büyük bir şehirde doğup büyüseydim muhtemelen tamamen elektronik müzik yapıyor olurdum. Çok küçük olmayan, oldukça da büyük olmayan ortalama bir şehirde doğup büyümüş olmak, bende ilkel müzikle elektronik müziği birleştirme güdüsü oluşturdu. Yeni yaptığım şarkıların tarzı genelde böyle.


Bir de enstrüman seçim hikâyenizi merak ediyorum. Akordeonla çalmaya nasıl karar verdiniz?

Kendimi bildim bileli şarkı söylemeyi oldukca sevdim ve oldukça söylemiş oldum. Çocukken müziği meslek edinmek gibi bir düşüncem yoktu. Sadece içimden sürekli müzik yapmak ve şarkı söylemek geliyordu. Mandolin, gitar, piyano, metalofon gibi biroldukça enstrümanla yakınlaştığım zaman içinder oldu. Akordeon ise fazlaca özel bulduğum ama sanki benim beceremeyeceğim bir enstrümanmış gibi mesafeli durduğum bir enstrüman oldu. “Amelie” filmini izleyip müziklerinin güzelliğine vurulduktan daha sonra, sinema salonunda hemen hemen film bitmeden akordeonla ilgili hiç bir şüphe duymadan bu enstrümanı yaşamımın eşlikçisi olarak belirledim.

Sahnede olmak, bestekarlık, öğretmenlik ve işin mutfağında olmak diye ayırırsak sizi en çok heyecanlandıran hangisidir?

Hepsinin kendine gore ayrı bir tılsımı, ayrı bir enerjisi var ve hepsi varoluşumun farklı kaynaklarını besliyor. Yaptığım bu işlerin müziğin farklı alanları olması, stresimi yönetmeyi, cesaretimi açığa çıkarmayı, istikrarlı bir biçimde egzersiz yapmayı, evrenle bağlantıda olmayı, sabrımı ve irademi ıslah etmeyi, bir bilgiyi farklı açılardan izah edebilmeyi deneyimletiyor bana. Tüm bu deneyimlerin ayrı ayrı zorlukları ve güzellikleri var, hepsi fazlaca değerli benim için.

Şan ve akordeon eğitimi veriyorsunuz. Nasıl bir öğrenci kitleniz var? Ses eğitimi ve akordeon eğitim sürecinde farklı metotlar uyguluyor musunuz?

Öğrencilerim konusunda bu zamana kadar hep oldukça şanslı oldum. Genel olarak iyi iletişim kurduğum yetenekli öğrencilerim oldu. Akordeon, dışımızda vücudumuza giydiğimiz bir enstrüman. Ses ise içimizde organik olan bir enstrüman. ötürüsıyla bu iki enstrümanın ders tasarımları fazlaca farklı. Şan derslerinde tekniğin yanında vücudunun ve psikolojinin rahat ve ses çıkarmaya hazır olması, sesten verim alabilmemiz ve malzememizi iyi işleyebilmemiz açısından teknik kadar önemli. O yüzden şan dersi daha fazlaca kişinin sesiyle birlikte karakterindeki sınırları da zorladığımız dersler olabiliyor. Bunlar olurken öğrencinin gerilmemesi, rahat olması en önemli unsur. Sesini geliştirmek isteyen birinden verim almak istiyorsanız egzersizleri yaptırırken öğrenciyi germemeniz gerekir. Şan eğitmeninin alamet-i farikası bence tam olarak burası. Aksi taktirde ona vermek istediğiniz eğitimi kişi istese de sesine ve zihnine geçiremez. Akordeon dersleri ise egzersiz disiplini, şarkıda problem yaşadığımız yeri tespit edip oradaki çözümü iyi bulma, tuşe, oldukçalu beyin koordinasyonu gibi başka başlıklar barındırıyor.

Sesin ve akordeonun bir ortak özelliği var ki ikisi de nefes almadan ses çıkaramayan enstrümanlar. Akordeonun körüğüne hava doldurmazsanız bastığınız tuşların sesi çıkmaz. Tıpkı nefes almadan sesimizi çıkaramayacağımız gibi

Son olarak geleceğe dair ne söylemek istersiniz?

Müzik konusunda beni ve karakterimi değiştiren dönüştüren farklı bir evreden geçiyorum. Hayalim, heybemdeki tüm şarkılarımı kendim dinlemekten memnun olacağım düzenlemelerle dinleyicilere sunmak. daha sonrasını hep birlikte paylaşıp aramızdaki sinerjiyi beraber deneyimleyeceğiz.